Direnmeyen Çürüyor!

7 yılda 122 devrimcinin ölümüyle sonuçlanan Ölüm Orucu eylemleri geldi aklıma. Dönemin başbakanı Ecevit, "cezaevlerindeki sorunları halletmeden, Avrupa Birliği'ne giremeyiz, ilerleme kaydedemeyiz" diyordu. Avrupa Birliğinin ve IMF'nin istediği ekonomik normları uygulamanın ilk yolu muhalefeti sindirmekti. Muhalefeti susturmanın ilk adımı ise hapishanelerdeki devrimcileri yola getirmekti. F tipi hapishaneler, Terörle Mücadele Yasası ve üçlü protokol sadece hapishanedekileri değil dışarıdakileri de tecrite sokuyordu adeta. Ama devrimciler kolay lokma değildi. Sadece siyasi iktidara değil kendisini sol sosyalist olarak ifade eden derneklere, vakıflara, anlı şanlı komünist partilere kadar bir çok çürümüş yapıya karşı da kanlarıyla ve canlarıyla bir tarih yazarak bağımsızlık demokrasi ve sosyalizm umudumuza umut kattılar. Çürümüş diyorum. Hayat öğretti ki “direnmeyen çürüyor” Nazım'ın “mesele esir düşmekte değil,teslim olmamakta bütün mesele” derken kastettiği bu olsa gerek. F Tipi hapishanelere ve tecrite karşı bedenlerini açlığa yatıran o 122 kızıl karanfili saygı ile anıyorum.

249 gündür süren bir direniş var Ankara'nın ortasında. Darbe, Ohal ve KHK'ler süreci içerisinde onbinlerce emekçinin işinden ekmeğinden edilmesi sonucu bir avuç kamu emekçisi tarafından başlatılan bir eylem bu. KHK'lar ile ihraç edilen kimileri pilav tavuk satarak yaşamını devam ettirirken kimileri intihar ederken ki sayıları hiç de az değil tam tamına 55 kişi. Onlar ise direnmeyi seçti. 129 gündür de 2 emekçinin açlık grevi sürüyor. Artık hepiniz biliyorsunuz Semih'i, Nuriye'yi, Acun'u, Esra'yı, Veli'yi, Nazan'ı, Nazife'yi, Erdoğan'ı... Nuriye ve Semih'in tutuklanmalarının ardından 2 gün önce de diğer direnişçilere ev hapsi verildi. Ama direniş gidenlerin yerini dolduranlarla büyüyerek devam ediyor. Ve yine bir kaç gün önce 43 kurum Nuriye ve Semih için Ankara'ya yürüyüş çağrısı yaptı. Çağrıcılar arasında KESK ve DİSK yoktu. Kesk İstanbul Şubeler platformu çağrıcılar arasında olmakla beraber KESK yönetiminin merkezi olarak bir çağrısı yok.

Disk'i burada uzun uzun yazmamın gereği yok. Tam tamına 2 yıl önce bugün Disk önünde direnen Oya Baydak'a destek için gittiğimizde Ankara, Diyarbakır, İzmir ve Antakya'dan gelen kandırılmış işçileri üzerimize salarak bir çok arkadaşımızı yaralamışlardı. O saldırıda yaralananlardan biri de daha sonra Dersim'de katledilen bir devrimci olan Oğuz Meşe idi. Disk'in eli devrimci kanına bulanmıştı. Kani Beko denen satılmış sendika ağası ve çetesi için fazla söze gerek yok. En son CHP'nin Adalet(!) yürüyüşünde boy göstermişti. Ne de olsa Disk başkanlığı milletvekili olmak için bir sıçrama tahtası. Adalet deyince heyecanlanmayın CHP'nin adaleti işte ne olacak?

Peki ya KESK ne iş yapar? Binlerce üyesi işten atılmış bir sendikadan bahsediyoruz. Hani Nuriye ve Semih için basın açıklaması ve oturma eylemi için giden gençlere kapısını kapatan KESK'den bahsediyoruz. 1990'larda toplumsal muhalefetin öncülüğünü yapacak kadar militan bir sendikacılıkdan AKP'nin akil adamlığına devşirilmiş bir sendikacılığa, hayat gerçekten acımasız. 2016 Kasım'ında İstanbul Tüyap'ta Kesk Başkanı Lami Özgen ve Eğitim Sen başkanı Kamuran Karaca ile görüşmemiz benim Nuriye ve Semih'den bahseder bahsetmez “hemen Ankara'ya dönmemiz gerek” denilerek çok kısa sürmüştü. Aylardır gerek Eğitim Sen gerekse KESK yönetimlerinden “kınama” dışında bir şey göremedik. Valla ben de kınıyorum. O halde bırakın o koltukları başkası kınasın. Nasıl olsa başka bir işe yaradığınız yok.

Kesk'in kongre süreçleri sancılı geçer. Bağlı sendikaların şube ve genel merkez seçimlerinde başlayan ittifak arayışları Kesk genel merkez kongresine kadar türlü ayak oyunlarıyla devam eder. Kesk'e hakim olan, bir adam fazla olsun benim olsun anlayışından sıyrılamamış dar grupçu, tekkeci ve hatta kuyrukçu siyasi anlayışların Kesk'i bugün getirdiği yer bellidir. Bir koltuk, bir delege fazla alabilmek için ne fırıldaklar çevirdiğinizi herkes çok iyi biliyor. Hayata dair en küçük bir politika üretemiyorsunuz o nedenle takılıp gidiyorsunuz birilerinin kuyruğuna. O nedenle Semih ve Nuriye'den bahsedemiyorsunuz. Çünkü ezberler bozuldu. Bir avuç kamu emekçisi siyasi iktidarın olduğu kadar sizin de kimyanızı bozdu. Yılda bir kere zam döneminde bir iki basın açıklaması ve göstermelik iş bırakma eylemleriyle geçiştirilemeyecek kadar farklı bir süreçten geçiyoruz di mi? Bağlı sendikaların sadece yönetim kurulu üyeleri bile katılsa daha fazla insanın toplanacağı zevahiri kurtarma eylemleri de yemiyor artık. Ülkenin “barış süreci” yaşadığı günler de tarihe karıştı farkında mısınız? Göstermelik de olsa iş bırakma kararı bile alamıyorsunuz. En başında söyledim ya “Direnmeyen çürüyor” Ha bu arada Kesk'in genel merkezi artık Yüksel caddesidir. Meşru olan direniştir.

Herkes elinden geldiğince ses vermeye çalışıyor direnişe. Kimileri açlığı paylaşmakla yetinebiliyor. Sosyal Medyada profil resmi Semih Özakça ve Nuriye Gülmen olanları toplasak buradan Ankara'ya da Diyarbakır'a da yol olur. Daha fazlası gerekmiyor mu oysa? Sırf İnsan Hakları Anıtına çiçek bırakmak için saçlarından sürüklenerek gözaltına alınmayı göze alan Nazan Bozkurt'dan, pankartın arkası boş kalmasın diyerek İstanbul'dan Ankara'ya uçarcasına giden yetmişine merdiven dayamış kalp ve şeker hastası Ali abi'den daha mı kıymetli canlarınız? Kızının gözleri önünde defalarca yerlerde sürüklenen Acun Karadag, karısının yanında hem kendisi hem anası işkenceyle gözaltına alınan, zaten ampute olan omzu da kırılan Veli Saçılık, eşi ve yoldaşıyla açlığı paylaşan Esra, hemen hergün gözaltına alınan Nazife Onay ne ifade ediyor sizin için? Çalışmadığınız yerden geldi değil mi? Marksist klasiklerden ezberlediğiniz bir iki cümleyi araklayıp yayın organlarınızda yayınlamaya benzemiyor mu yoksa? Bir avuç kamu emekçisi bütün ezberleri bozdu çünkü! Devrim büyük bir iddiadır. Devrimcilik bedel ödemektir. Devrimci devrimi yapma iddiasıyla yola çıkan ve bu uğurda mücadele edendir. Devrimciliğin asli niteliği hiç bir politikaya kurban edilemez. İktidar talepli olanların sivil toplumcu reflekslerden arınmış olmaları gerekmez mi? Adında ve tüzüğünde devrimci sosyalist komünist sıfatlar taşıyan bütün kişi ve kuruluşlar, partiler, sendikalar, dernekler, insan hakları kuruluşları halka bir açıklama yapma zorunluluğunuz ve sorumluluğunuz var. Koltuklarınız yan gelip yatma yeri değil! 19 Aralık sürecinde dediğiniz gibi bu sefer de emekçilerin açlık grevleri mi "gündeminizde"* değil? Nedir gündeminiz? Semih'in Nuriye'nin başına gelecek en küçük olumsuzlukta en büyük pay sizin! Hadi sıralayın istiyorsanız yine. "Biz başka mahallenin çocuklarıyız"** deyin. "Farkınızı mı ortaya koyuyorsunuz"*** yoksa? Ama pardon "siz cepte keklik değildiniz"**** değil mi? Ne de olsa "devrimci demokrasi öldü"*****

Kusura bakmayın ama yine yanıldınız! Sosyalizmin hayaleti Ankara'da Yüksel'de dolanıyor. Bu sefer tarih orada yazılıyor!

Muzaffer Gezer

* 1-“F Tipleri en son gündemimiz. Öncelikli gündemimiz emekçilere yönelik saldırılardır.” Dönemin Emeğin Partisi Ankara İlçe Yönetimi
2- 25 Mart 2001 de ÖDP mitinginde “Söz bitti Seyretme Yaşat” yazan Hücre Karşıtı Platform pankartına saldıran ÖDP'lilerin açıklaması “Ölüm Orucu gündemimiz değil”

** “Saldırılanlarla aynı mahalleden değiliz” Yıldırım Kaya dönemin ÖDP Genel Başkan Yardımcısı

*** "Cezaevleri ile ilgili şunu söylemek istiyorum. Farkımızı cezaevlerinde ortaya koyduk. İyi oldu... Cezaevindeki olaylar tutarlı devrimci direniş değildir.” A. Öcalan, Özgür Halk dergisinin 113. sayısı

**** “Bizi çantada keklik mi sandınız”” A. Çubukçu Evrensel

***** “Devrimci demokrasinin artık siyaset dışına düştüğünü söylemek bile yersiz. Bu akım dönemsel olarak büyük bir tasfiyeye uğramakta “22 Aralık 2001 Sosyalist İktidar A. Güler

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !